Boya suyla karıştırılır.Taze kaolin yüzeyinin üzerine sürülür.Buna çiğ hamur işleme adı verilir.Günümüzde tuğla ve sır bir kez pişirilir. Bu pişmiş hamur üzerine işlemenin kuşkusuz fazlaca dayanıklı olduğu söylenemez.Eski çinilerin renk analizi üzerine bilinenlerse şöyle sıralanabilir.

            Kırmızı:15.yy.sonlarına kadar demiroksit bilinmediği için aynı tarihlerde beyaz toprak toz haline getirilir,silisle karıştırılır.ardından yapışkanlık kazanması için pekmez eklenirdi.Ustalar o dönemin kırmızılarının kalınlığından anladığımız  kadarıyla iri damlalar dökerek çalışırlardı.Yeterince kurutulduktan sonra parlaklık ve saydamlık kazandırabilmek için potas ve silis tabakası geçirilirdi.

            Mor:Manganez oksidiyle elde edilirdi.
            Siyah:Krom ve Manganez oksidin birleştirilmesiyle elde edilirdi.
            Mavi:Kobalt oksiti ve yeşil,bakır oksidiyle elde edilirdi.Bursa yöresinde çokça bulunan krom sarı renginin kaynağıydı.Çinilere zenginlik kazandıran saydam turkuaz bu güne dek sır olarak kalmıştır.Günümüzde kobalt oksidi ve bakır oksidinin minimumlu bir eriticiyle karıştırılmasından oluşan bugünkü turkuaz ya çok yeşil yada çok mavidir.saydamlık ve eskilerin sıcaklığından yoksundur.Kuşkusuz burada belirtilmesi gereken bir özellikte eski ustaların oksitleri yalnızca çıkardıkları yerlere göre bilmeleridir.Bu da babadan oğula geçen bir sır olarak kalmıştır.Örneğin her aile bu rengin bulunduğu yeri bilir,gizlice gidip çıkarırdı.Türk çiniciliğinin ortadan kalması nedenlerinden biri de 17.yy. ortalarında ren özelliğinin bu yüzden kaybolup gitmesinde aranmalıdır.Genel hatlarıyla çini teknikleri ve rebkler konusunda bilinenlerin ardından Anadolu'da uygulama alanı olan yapılara bir göz atmak gerekir.Konya da Karatay ve Tokat'ta gök Medrese günümüze gelebilen süslemeleriyle oldukça ilgi çekicidir.Kabartma çini ve mozayik çini tekniklerinin uygulama alanı bulduğu Karatay Medresesi'nde zengin bir ren armonisi karşımıza çıkar.Anadolu Selçukluları'ndan kalma 13.yy'a vardırılan Kubadabad ,Kubadiye ,Alaattin köşkü ve Aspendostaki saraylarda ,insan ve hayvan figürlü çiniler bu uygarlığın resim sanatı yönünden de ilginçtirler.Çok renkli Geometrik dekorlu ve lacivert zemin üzerine beyaz harflerle kabartmalı yazıt çinileri ,kazılarla ortaya çıkarıldıklarından bu yana  ,çini saantının gelişim çizgisinde büyük değişiklikler yapmışlardır.

            Sonra dan Osmanlı cami planlarını çokca etkileyecek olan Selçuklu Medreselerinin (dört eyvan şemalı) özellikle 13.yy da yapılmış olanlarında çini mozayik kullanılmıştır.1218 tarihli Sivas Keykavus Şifahanesi ve Sultan Türbesi'ndeki süsleme bu tekniğin en güzel örneklerinden biridir.Konya Alaattin Camisi'nin mihrap bordürlerinde gene Konya Sırçalı Medrese Eski Malatya  Ulu Camisi'nde büyük yüzeylere uygulanmış çini mozayik bezemeler vardır.Çoğunlukla çerçeveler yazı dizileriyle oluşturulur,geniş yüzeylerdeki geometrik örgü desenin aslını oluşturur.Ana renkler firuze ve mor ,yazılar beyaz ve koyu mavidir.15.yy.da özellikle mihraplarda mozayik çini kullanılmıştır.Konya Alaattin ve Sahip Ata Camileri'nin mihrapları ve 14.yy da yapılmış Birgi Ulu Camisi ilk akla gelen örnekler olabilmektedir.

            Mozayik çini basit bir geometrik desen üzerinde,sırlı tuğlayla birleşerek yine  15.yy.a kadar minareleri de süslemiştir.Konya İnce Minareli Medresesi'nin minaresi ,Sivas gök Medrese ve Erzurum Çifte Minareli Medresesi'nin Minareleri 14.yy.dan Erzurum Yakutiye Medresesi'nin minaresi,ilgi çekici denemeler olarak görülebilir.

            İstanbulu'un alınışından önce çinicilik genellikle 13.yy.geleneğini sürdürmüştür.1392 tarihli İznik Yeşil Cami minaresinin dışında 14.yy.dan çini kaplama örneği kalmamıştır.anlayabildiğimiz kadarıyla o çağın bilinen yapılarında çini süslemefazlaca genelleşmemeiştir.Oysa Çelebi Sultan Mehmet'in Bursa'da yaptırdığı Yeşil Cami'de çini kaplaam süsleme kullanılmıştır.sırlı,firuze,renkli çinilerle kaplanan yüzeylerden başka ,çoğunlukla çini mozayik ,renkli sırüstü teknikleriyle yapılmış yazı şeritleri ,mukarnas frizi ve bitkisel motiflerle süslü mihrap ilginç bir görünüş kazanmıştır.İçeride firuze renkli  çiniler ,dışarıda sırlı tuğlayla kaplanmış Yeşil Türbe önemli bir uygulamadır.

            Bursa ve Edirne yapılarını bezeyen çini örneklerinin içinde kuşkusuz iki tanesini özellikle belirtmemiz gerekir.Bursa Muradiye Camisi'nin duvar çinileri ve Edirne Muradiye camisindeki mihrap süslemeleri Türk çini sanatının özgün örnekleridir.Bursa Muradiye Camisi'nin sırüstü ve renkli sır teknikleriyle ,Edirne Muradiye Camisi'nin çinileri arasında çok yakın ilişkiler söz konusudur.kuşkusuz en büyük benzerlik süsleme öğeleri ,sıraltı tekniğiyle yapılmış olan altıgen ve üçgen mavi beyaz çini duvar kaplamalarıdır.İlk elde Türkistan kaynaklı olabileceklerini anımsatan mavi-beyaz renk kullanılışı ve çiçek motifleriyle öteki OSmanlı çinilerinden hemen ayrılırlar.Timur istilası nedeniyle 15.yy'da İran ve Türkistan ile olan kültür alışverişi çinicilikle özellikle kendisiini duyurur.Örneğin İstanbul'un alınışından hemen sonra yapılan,1472 tarihli Çinili Köşk'teki çini tekniklerinde İran etkisi çok belirgindir.Firuze,Mavi ve mozayik çininin egemen olduğu OSmanlı Çini sanatının birinci dönemi tüm bu öğeleri geride bırakarak yeni bir merkezin ortaya çıkışı İznik Çiniciliği ile devrini doldurur.

            Çini süsleme örneklerini 16.yy.başlarında pek bulamıyoruz;buna karşın İznik'te keramik üretimi artmıştır.Fatih Sultan Mehmet'in buyruğuyla İznik'te ilk atölyeler kurulduktan sonra çiniciliğe yeni bir canlılık gelir.İstanbul Sultan Selim Külliyesi'nde ve çağdaşı yapılarda  ,bitkisel,arabesk ve kıvrımlı motifleriyle ejder,bulut gibi uzakdoğu öğeleri süslemeye karışmıştır.İstanbul Haseki Medresesi ve Şehzade Mehmet Türbesi'nin çini bezemeleri bu türün çok bilinen örnekleridir.Bu dönmede çinilerde bölme sağlam bir sırla oluşturulur.,pişirildikten sonra oluşan çukur bölümler renkli sırla doldurulurdu.Bu türde kaolin yada saydam boya kullanılmamıştır.Topkapısarayı'ndaki Türbe'de Süleymaniye Camii 'nin avluya bakan pencerelerinin altında ,Beyazıt Camisi'nde ,Üsküdar Ayazma Camisi'nde ve Edirne Selimiye Camisi'nde bu türün güzel örneklerini görebiliriz.

            16.yyın ikinici yarısı başta mimarlık olmak üzere tüm saant dalları için bir atılım başlangıcıdır.Çünkü bütün sanat kolları örgütlenmiş ve kendi çağları için bilimsel sayılabilecek yöntemlerle çalışmaya başlamışlardır.SAray bağlı 45 sanat kolu arasında çiniciliğe özel bir önem verilmiştir.Daah doğrusu mimarlığa bağlı sanat kolları arasında işbirliği ekip çalışması söz konusudur.Şöyle ki;mimarlar, nakkaşlar,çini ustaları yapılacak bir anıtın bezemeciliğinde kullanılacak çini ihtiyacını beraberce tesbir edip siparişi verdiklerini kanıtlayan bir dizi belge günümüze gelmiştir.

 

                                                ===========>