ADIN ŞAD OLSUN SÜLEYMAN

  

            Hakkari ilinin bakır rengi dağlarının gölgesinde bir küçük ilçe olan Çukurca’da öğretmenlik yaparken sıra gelmişti askerlik görevini yapmaya. Tüm meslektaş arkadaşlarım gibi bende müracaatımı yapıp beklemeye başladım. Tahminen Çukurca’da asker öğretmen olarak öğretmenlik görevime devam edecektim. Tahmin edilen olmamıştı. Görev yerim yedek subay okuluydu. İlk günlerde Çukurca’daki öğrencilerimden ve öğretmen arkadaşlarımdan ayrı kalacağım için üzülmüş hatta bunalıma girmiştim. Ama sorun değildi, vatan görevi her yerde aynı olmalıydı. Günler birbiri ardına geçti. Zorlu eğitim süresi sona ermiş; ve görev yerimizi belirleyeceğimiz kura çekim günü gelmişti. Ben Kıbrıs’ta görev yapacaktım.

 

            Aynı günün gecesi gazinoda oturup tüm arkadaşlar beraber geçirdiğimiz son saatlerin şerefine çaylarımızı yudumlarken birinin boynunu bükmüş şekilde bana doğru yürüdüğünü gördüm. İyi akşamlar diyerek elini uzattı. Bu el daha sonra uğrunda gözyaşı dökeceğim Süleyman’ın eliydi. Benim Çukurca’da görev yaptığımı öğrenmiş. Kendisine de Çukurca görevi çıkınca o andan itibaren ümitsizliğe kapılarak hayalleri yıkılmıştı. Benim yanıma Çukurca ve Hakkari ile alakalı bilgi almak için gelmişti. Hakkari ile alakalı hiç bir şey bilmiyordu. Aslen Yozgat ilinde Türkçe öğretmenliği yapıyormuş. Yeni nişanlanarak askerliğe koşmuştu bu güzel öğretmenim. Ben Süleyman ile yaklaşık iki saat konuştum Hakkari ve Çukurca’nın güzel yanlarından konuştum durdum. Çukurca’da akşamların bir başka olduğunu,  Zap suyunun o hırçınlığının insanı nasıl büyülediğini  ve en önemlisi eski günlerdeki gibi terör belasının artık yaşanmadığından bahsettim. Ben her konuştuğumda Süleyman’ın gözleri biraz daha açılıyordu. Yüzündeki tebessümlerin bana nasıl göz kırptığını hissedebiliyordum.

 

            Zaman gelmişti hepimiz yeni askerlik görevlerimiz için kura çektiğimiz yerlere dağılacaktık. Sabah gazinoda Süleyman ile karşılaştık. O gece konuşmalarımla çok samimi olduğumu ve o günden beri içinin rahat olduğunu söylüyordu. Vedalaşarak ayrıldık. Süleyman öğretmen Hakkari’ye gideceği için asla korkmuyordu. Asla çekinmiyordu. Süleyman’ın tek düşüncesi canından çok nişanlısından ayrı kalmak. Görev yaptığı Yozgat İlindeki öğrencilerinden ve meslektaşlarından ayrı kalmaktı.

 

            Ben Kıbrıs’ta vatan görevimi yapmak için yola çıktım; Günler birbiri ardına geçip durdu. her şeyin bir sonu olduğu gibi bu işinde bir sonuna yaklaşmıştık. Kıbrıs’taki son günümde Yedek subay okulundan devre arkadaşlarıyla veda yemeğinde konuşurken derinden bir ses gelerek benim kalbimin ortasına bir hançer gibi saplanmıştı. Elimdeki çay bardağı yere düşerek tuz buz olmuştu. O derinden gelen ses Bir gün önce Hakkari Çukurca’da Süleyman adında bir asteğmenin şehit olduğunu söylüyordu. Konuşmalar ardı arkası kesilmeden devam ediyordu. Bu şehidin Öğretmen olduğu hem de nişanlı olduğunu inat ederek söylüyordu. O gün kimseye bir şey söyleyemedim. Süleyman’ı tanıdığımı, Ruhunun Rabbine yükseldiği yeri ona benim anlattığımı kimseye söyleyemedim. Türkiye’ye dönme sevinci bende bir anda yerini utanca ve üzüntüye bırakmıştı.

 

            Gerçek mesleğimiz öğretmenlik  olduğu bilinciyle askerlik psikolojisini zor da olsa üzerimden yavaş yavaş atmaya başlamıştım. Çukurca’ya dönmek ve köyümdeki okulda yarım bıraktığım işlere devam etmek üzere yola çıktım. Hiçbir şey tahmin ettiğim gibi olmamıştı. Çukurca Kaymakamı beni yanına çağırtmış ve bana İlçe Milli Eğitim Şube Müdürlüğü görevine düşündüğünü söyledi bana. Kaymakam Bey beni hiç tanımıyordu. Bana bu şekilde yaklaşması beni çok şaşırttı. Ben köyüme dönmek için yola çıkmıştım; Fakat Allah’ım beni Çukurca merkezde tuttu. Yeni görevim olan Şube müdürlüğü görevine başladım. İlk başta zorlansam da kolayca adapte oldum. Şu bir geçek ki hiçbir zaman öğrenciler ile uğraşmak gibi lezzetli bir iş olamaz. Yeni görevimde sürekli bürokrasi işleri bana haz vermiyordu.

 

            Günler devam ediyordu. Terör zamanında Çukurca İlçesine bağlı boşaltılan bir köy vardı. O köy işler yoluna girdiği için tekrar köye dönüş projesi kapsamına alınmış ve sağda solda yaşayan haklı birer birer topraklarına dönmeye başlamıştı. Kaymakam Bey bir sabah beni odasına çağırarak; hayatımda hiçbir zaman unutamayacağım bir zaman diliminin tohumlarını attı. Köyün ismi Ormanlı idi. Köyün okulu 1994 yılından beri kullanılmadığı için harabeye dönmüş ve tekrar açılması gerektiğini bahsetti. Tabi bu işte bana düşüyordu. İŞ büyüktü sonuçta öğrenciler evlerinin hemen yanı başındaki okula kavuşacak ve rezillikten kurtulacaklardı. Ayrıca köye bir renk gelecekti. Ben hemen işe koyuldum.

 

            Yeni okulun yapımı yaklaşık 3 ay sürdü. Mükemmel bir okul ortaya çıkmıştı. İki derslikli ve lojmanı olan. Hani derler ya biz sadece vesileyiz. Yapan o, Eden o, Eyleyen o. Ama insana yinede haz veren bir şeylerin olması çok güzel hele bu iş okul olunca. Okulun her tuğlasında benim parmak izim mutlaka vardır. Sınıflardaki tahtaların duvara çakılması, Bayrakların Asılması, Sıraların taşınmasına kadar her bir işi gocunmadan zevk alarak yaptım.

 

            Her şey bitmişti. Ortaya Mükemmel bir iş çıkmıştı. Sıra geldi şimdi okulun ismini vermeye, çünkü okulun faaliyete girmesi için resmi isim işleminin yapılması gerekiyordu. Hakkari’de meşhur bir adet vardır.  Yeni bir devlet kurumu yapılınca verilen isim mutlaka bu vatan için kanını dökmüş şehitlerden birisi olur. Bu Aziz şehitlerimizin isimleri verilerek bitmesi mümkün değil. Çünkü çok çiçeğimiz bu mazlum topraklarda solmuş. Benim aklıma bir isim gelmişti. Kaymakam Bey’den çekindiğim için bir türlü onunla bu fikri paylaşamıyordum. İçim içime sığmıyordu. Bir yolunu bulup bulduğum ismi Kaymakam Bey’e söylemeliydim. Bir sabah tüm cesaretimi toplayarak odasının kapısını çaldım. Hiç vakit kaybetmeyerek konuya girdim. O kadar heyecanlıydım ki heyecandan titriyordum. Beni heyecanlandıran korku filan değildi. Söyleyeceğim ismin sahibiydi. Evet bu isim bir zamanlar silah arkadaşlığı yaptığım Rahmetli Süleyman ŞAHİN den başkası değildi.

 

        Dönemin Kaymakamına durumu güzel bir şekilde anlattıktan sonra vatan ve millet duyguları çok ağır basan kaymakamımız benim bu isteğimi yani okulun isminin ŞEHİT ASTEĞMEN SÜLEYMAN ŞAHİN olarak konulmasını kabul etti. Bana hemen bu konuyu halledeceği sözünü vererek işe koyuldu. Aradan bir hafta geçti ve tüm Hakkari devlet erkanı ile Vali beyi bekliyorduk. Çukurca ilçesinin yeni okulunu açılış töreni için. Nihayet okulumuzu vali bey açmıştı ve öğrenciler yani Süleyman’ın öğrencileri sıralarına oturmuşlardı bile. O sıralardan artık nice bu vatan için hizmet edecek Süleyman’lar yetişecekti artık. O Süleyman’lar yetiştikçe benim şehit devre arkadaşımın da kanı yerde kalmayacak……

 

                     RUHUN ŞAD OLSUN ŞEHİT ASTEĞMEN SÜLEYMAN ŞAHİN

 

 

 

                                                                                                               SERKAN METİN

                                                                                                                  Hakkari/2004